- 18 Mayıs 2020 Pazartesi 13:15

Prof. Dr. M. Zafer Balbağ’dan gençlere “Evde kaldığınız günleri fırsata çevirin” çağrısı

A
A
A
Prof. Dr. M. Zafer Balbağ’dan gençlere “Evde kaldığınız günleri fırsata çevirin” çağrısı

ESOGÜ Eğitim Bilimleri Enstitü Müdürü Prof.

ESOGÜ Eğitim Bilimleri Enstitü Müdürü Prof. Dr. M. Zafer Balbağ öğrencilere “karantina günlerinde kendinizi iyi yetiştirin” çağrısında bulundu.


Korona virüs pandemisi nedeniyle yüzyüze eğitime ara verildiğini, kısmi uzaktan eğitime geçildiğini hatırlatan Prof. Dr. Balbağ, öğrencilere “Şu an sizlerle yüz yüze, beraber ders yapamıyoruz, çağdaş bilimin ışığında tecrübe ettiğimiz bilimsel bilgilerimizi sizlerle paylaşıp büyütemiyoruz, en önemlisi sizlerden de bir şeyler öğrenemiyoruz. Fakat bu zor günleri birlikte aşacağız. Bu kriz dönemini fırsata çevireceğiz. Nerede ve nasıl olursak olalım, elimizdekilerle yapabileceğimizin en iyisini yapacağız. Hiçbir şekilde rehavete kapılmadan ülkemiz ve milletimiz için daha çok çalışacağız. Unutmayın, tek bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışmak”diye seslendi.


Prof. Dr. Balbağ, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “ ‘Küçük Hanımlar, Küçük Beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.’ sözlerini hatırlattı. Güçlü motivasyon geliştirmeye dikkat çekerek şöyle devam etti: “Zafer Zafer benimdir diyebilenindir; başarı başarılı olacağım diye başlayanın ve başarılı oldum diyebilenindir, der Ulu Önder ve yine bir veciz sözünde ‘Başarı, tüm ulusun azim ve inancıyla çabasını birleştirmesi sonucu kazanılabilir.’ diyerek birlikte çalışmanın, azmine önemine vurgu yapar. Unutmayın, başarının kilit noktası azimdir, inançtır”


Prof. Dr. Balbağ, evde kalınan günlerin kendini yetiştirmede bir fırsat sunduğunu belirterek şu tavsiyelerde bulundu:


“Kendinize yapılacaklar listesi hazırlayın. Kitap okumak, derslerinizi çalışmak, sosyal ağlarda sizi geliştirici canlı bağlantılara katılmak, makaleler okumak, alanınızda sizi geliştirecek filmler izlemek gibi şeyler olabilir. Unutmayın, pek çok insan diğerlerinin boşa harcadığı zamanı kullanarak öne geçer. O nedenle yaptığınız çalışmalar sizleri geleceğe hazırlayacak, altyapınızı güçlendirecek, sağlam adımlarla ilerlemenizi sağlayacaktır.”


Prof. Dr. Balbağ plânlamanın önemine dikkati çekerek açıklamasını “Pandemiden sonra nasıl bir hayat bizi bekliyor? sorusunu düşünün. Yeni bilgiler, beceriler, yetenekler ve yeterlikler edinmeye çalışın. Unutmayın, pandemi sonrası süreç sizlerin önüne çok önemli fırsat kapıları açabilir. Eğitim doğru tepki üretmek içindir ve çabalarınız sizin kaderinizdir. Bilimle kalın, evde kalın, bizimle kalın” ifadeleri ile sonlandırdı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Keşfedilen böcek türüne eşinin ismini verdi Dr. Öğretim Üyesi Ersin Demirel, Kırşehir’de keşfettiği yeni böcek türüne eşinin ismini adadı. Kırşehir’de arazi çalışmaları sırasında yeni bir böcek türü keşfedildi. Doç. Dr. Mahmut Erbey tarafından toplanan örnekler önce Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’ndeki Entomoloji Laboratuvarı’na getirildi, ardından konunun uzmanı Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Zooloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Dr. Öğretim Üyesi Ersin Demirel’e gönderildi. Demirel ise yeni böcek türüne eşinin adı olan "Emine" ismini verdi. Türle ilgili veriler hazırlanarak bilimsel yayın aşamasına geçilmesinin ardından ilgili makale "Zootaxa Dergisi"nde yayınlandı. "Teşhis aşaması en kritik aşamayı oluşturuyor" Türün teşhisindeki süreçlerden bahseden Demirel, "Sürecimiz akademik çalışmalarla yaklaşık 6 ayı bulabiliyor. Ancak bu sadece yayın aşamasını kapsıyor. Buna örneklerin toplanması ve türün teşhis edilmesi süreçleri de eklenince çalışmanın tamamlanması 1 buçuk seneyi buldu. Son olarak da teşhis gerçekleştirdikten sonra eğer yayın niteliği sağlayabilecek bir malzememizin olduğuna kanaat edersek ondan sonra da yayın süreci başlıyor. Teşhisleri genel itibariyle çok eski yayınlardan yapıyoruz ve elimizde daha önce teşhis edilmiş materyallere yönelik teşhisli örnek olmadığı için teşhislerde teşhis aşaması en kritik aşamayı oluşturuyor" ifadelerini kullandı. "Cixiidae familyasına ait bir türümüz" Makaledeki diğer yazarların topladığı örneklerin kendisine ulaştırıldığını söyleyen Demirel, "Ben bu örnekleri değerlendirdim ve değerlendirme sonrasında da yeni tür olduğunu tespit ettim. Buna bağlı olarak da akabinde yayın aşamasına geçmiş olduk. Bahsetmiş olduğumuz tür Cixiidae familyasına ait bir türümüz. Bilim dünyasında tanıtmış olduğumuz yeni türde, bu anlamda o familyanın bir üyesi ve kendisi de önemli bir bitki zararlısı durumunda. Bunların sokucu-emici dediğimiz bir ağız tipi var. Sivrisineğin sıtmayı bulaştırması gibi, bu böceklerimiz de bitkilerden bitkilere çeşitli mikroorganizmaları bulaştırarak onları hasta ediyorlar" dedi. "Sosyal medyada linçleneceğimi bilerek bu kararı verdim" Eşiyle aynı üniversiteden mezun olduğunu ve eşinin iki alt dönemi olduğunu belirten Demirel, "Türk toplumunda özellikle bir böcek türüne bir kadının ismini vermek biraz cesaret isteyen bir iş. Bir türü isimlendirme fikri bende ilk kez lisans döneminin ilk yıllarında oluştu. Tabii o dönem bir eş adayımız yoktu. Eşimle tanıştıktan sonra tabii ki kendisiyle de konuyu paylaştım. Sosyal medyada linç edileceğimizi bile bile bu kararı verdik. Özellikle eşimin görüşü, bu ismi veriyorsun ama sosyal medyada linçlenebileceğini de bil şeklindeydi. Benim için onu onurlandırmak ve Türkiye’nin biyoçeşitlilik konusuna dikkat çekmek daha önemliydi. Ortak aldığımız bir karar sonucunda bu türe eşimin adını verdim" diye konuştu. "Yabancı araştırmacılar, tehdit unsuru isimler verebiliyor" Taksonomi biliminde türlere, yakınlarının isimlerinin verilmesinin köklü bir gelenek olduğunu söyleyen Demirel, "Bunu açıkçası önemli buluyorum. Çünkü özellikle yabancı araştırıcılar da örnekleri buradan alıp götürdüklerinde onlarda benzer isimlendirmeler yapılıyor. Yaparken de maalesef ileride bizim milli birlik ve beraberliğimize tehdit unsuru oluşturabilecek isimlerin verilmesi de söz konusu olabiliyor. Bu şekilde bir tehlikeyle karşı karşıya kalmaktansa sosyal medyada linçlenmeyi tercih ettim" şeklinde konuştu. "Biyoçeşitliliğimiz dikkatlerden kaçıyor" Entomolojiye merakı olan genç biyologları bu alanda çalışmaya teşvik eden Demirel, "Bıraktığımız boşluklar yabancı araştırmacılarca dolduruluyor. Bu faaliyetlerin suistimal edilme ihtimalleri çok yüksek. Toplumun hassasiyetlerini dikkate almadan bu isimlendirmeler yapılıyor. Ancak bizim içimizden çıkan araştırmacıların, toplumun ve ülkenin hassasiyetlerini de dikkate alarak benzer isimlendirmeleri yapması hem onlar adına hem bizler için iyi olacaktır. Ben aslında bu isimlendirmeyi yaparken hem medyanın hem de toplumumuzun dikkatini ülkemizin biyoçeşitliliğine çekmek istemiştim. Çünkü böyle marjinal kabul edilebilecek böyle isimlendirmeler yapmadığınız takdirde bu yer üstü zenginliklerimiz olan biyoçeşitliliğimiz dikkatlerden kaçıyor" ifadelerine yer verdi. "Biyokaçakçılık yoluyla bunları yurt dışına çıkarabiliyorlar" Türkiye olarak taraf olduğumuz çok sayıda uluslararası sözleşmeler kapsamında biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik birtakım sorumlulukları olduğunu vurgulayan Demirel, "Örneğin CITES anlaşması, yabani hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaretini düzenleyen bir anlaşmadır. Bu anlaşmaya bağlı olarak ülkeler arasındaki hayvan ve bitki örneklerinin canlı, ölü ya da parçalarının değişimi belirli kurallara bağlıdır. Bu kurallar maalesef gözden kaçıyor ve yabancı araştırıcılar biyokaçakçılık yoluyla bunları yurt dışına çıkarabiliyorlar. Çıkardıktan sonra az önce de söylemiş olduğum gibi toplumun hassasiyetlerini hiçe sayarak isimlendirmeler yapabiliyorlar. O yüzden herkesi biyoçeşitliliğimizi korumaya davet ediyorum" dedi. Asrın felaketi olan 6 Şubat depreminden sonra Ankara’da geçici olarak ikamet eden Demirel, birçok verisinin ve çalışma malzemesinin de enkaz altında kaldığını belirtti.
Bursa Artık düğünde takılan takılar avukatın Evlenmek isteyenlerin masrafları giderek artarken, boşanmak isteyenler de benzer bir maliyetle karşı karşıya kalıyor. Çekişmeli boşanmaların minimum maliyeti dudak uçuklattı. Beyaz eşyasından mobilyasına, takısından düğün salonu masraflarına kadar evlenmek isteyenler yüklü bir masrafla karşı karşıya kalıyor. Evlilik kararı alan çiftler zevklerine göre belli bir borcun altına girerken, daha sonrasında boşanmak da artık bir o kadar masraflı oldu. Bir çiftin çekişmesiz boşanmak için en az 200 bin lirayı gözden çıkarması gerekirken, çekişmeli boşanmalarda ise bu maliyet daha da artıyor. Velayet davası ve diğer talepler de eklendiğinde maliyetlerin yükseldiğini ifade eden Bursa Barosu avukatlarından Cüneyt Fidan, "Eskiler yuvayı kurmak zor, yıkmak kolay derlerdi. Ancak artık yıkmak da kurmak kadar zor. Günümüzde çekişmeli boşanma davası açmak isteyen insanlar sadece harç ve vergi olarak en az 4 bin lira para ödemektedir. Bununla birlikte avukat ücretleri, baronun ücretine göre yaklaşık 100 bin lira tutmaktadır. Bu sadece bir tarafın bir avukatı içindir. Bununla birlikte boşanma davası sonrasında açılacak olan mal ayrılığı davası da evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmazlar, arabaların değerine göre yine masraflar binlerce lira tutabilmektedir. Bazı boşanma davalarında tarafların durumuna göre minimum 500 bin lira gibi masraflar çıkabilmektedir. Bu sebeple de artık boşanmak da evlenmek kadar çok zor" dedi. Düğünde takılanlar ne gelinin ne de damadın Düğün sırasında takılan takıların boşanma davasında dava konusu olduğunu ifade eden Avukat Cüneyt Fidan, "Yargıtay’ın bu yönde birden fazla kararı vardır. Düğün sırasında takılan takılar, boşanma sırasında kadına mı aittir, erkeğe mi aittir şeklinde farklı görüşler mevcuttur. Ancak gelinen noktada yapılan masraflara bakıldığında düğün sırasında takılan takılar artık avukata ait sayılabilir. Çünkü dava masrafları, boşanma masrafları oldukça artmıştır" şeklinde konuştu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre ise, 2024 yılı evlenme ve boşanma sayıları şu şekilde: "Evlenen çiftlerin sayısı 2023 yılında 567 bin 11 iken, 2024 yılında 568 bin 395 oldu. Bin nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden kaba evlenme hızı 2024 yılında binde 6,65 olarak gerçekleşti. Boşanan çiftlerin sayısı 2023 yılında 173 bin 342 iken, 2024 yılında 187 bin 343 oldu. Bin nüfus başına düşen boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı 2024 yılında binde 2,19 olarak gerçekleşti. Kaba evlenme hızının en yüksek olduğu il, binde 7,76 ile Adıyaman oldu. Kaba evlenme hızının en düşük olduğu il ise binde 4,01 ile Tunceli oldu. Kaba boşanma hızının en yüksek olduğu il, binde 3,29 ile Antalya oldu. Kaba boşanma hızının en düşük olduğu il ise binde 0,45 ile Hakkari oldu. Evlilik süresine göre boşanmalar incelendiğinde, 2024 yılında gerçekleşen boşanmaların yüzde 33,7’si evliliğin ilk 5 yılı, yüzde 21,3’ü ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşti. 2025 yılı verileri ise 2026 Şubat ayında açıklanacak."
Erzurum Ömrünü fidan üretimine adadı Erzurum’da fidan üreticisi Kadir Yaşar, soğuk havalara ve bölgeye uygun fidanlar üretiyor, kadın istihdamına destek veriyor. Uzundere ilçesinde yaklaşık 20 yıldan bu yana fidan üretimi ve satışıyla uğraşan Kadir Yaşar, kentin her bir köşesini ağaçlandırmayı hedefliyor. İlkbaharın gelmesiyle birlikte fidan satışlarına başlayan Kadir Yaşar, aynı zamanda yeni fidanlar üretmek için de yoğun çaba harcıyor. "Bölgeye uygun ağaçlar yetiştiriyoruz" Bu yıl havaların çok soğuk geçtiğini belirten Yaşar, "Fidanlarımız bu yıl geç tomurcuklanmaya başladı. Ancak bölgeye uygun ağaçların yetişmesi için yıllardır büyük bir çaba sarf ediyorum. Hangi ağacın Erzurum’da ekileceği konusunda deneyimlerimi bölge halkına ücretsiz danışmanlık yaparak aktarıyorum" dedi. Yaşar, bu süreçte bire bir yaşadığı deneyimlerle, Erzurum’un zorlu iklim şartlarına uygun ağaç türlerini keşfettiğini ifade etti. Süs bitkisi ve meyve ağacı üretimi Fidan üreticisi Kadir Yaşar, yaklaşık 20 yıl boyunca hem meyve ağaçları hem de süs bitkileri yetiştirdiğini belirtti. Üretiminde 50 civarında meyve türü, 300 civarında ise süs bitkisi türü bulunduğunu ifade eden Yaşar, ayrıca örtü altında yabani türlerden tohumdan ağaç üretimi yaptığını söyledi. Fidanlarının her boyda olduğunu, birinci yıl meyve verecek ağaçlardan da satış yaptığını belirten fidan üreticisi ayrıca, yeni aşı yaptıkları fidanlardan müşterilerinin talebine göre seçenek sunduklarını vurguladı. Fidanlar sertifikalı ve garantili Kadir Yaşar, tüm fidanlarının aşılı ve sertifikalı olduğunu vurgulayarak, "Fidancılıkla uğraşan biri olarak, poşetli ve saksıda olan fidanlarımız garantili. Bu fidanlar, en az bir yıl veya iki yıl öncelikli olarak kuruma riski diğer fidanlara göre çok daha düşüktür" dedi. Ayrıca, fidanların üretimi sürecinde bölgeye uyum sağlayabilmesi için bir yıl ile beş yıl arasında saklandığını ve müşterilerine bu şekilde satıldığını belirtti. "Kadın işçilerle çalışmayı tercih ediyoruz" Yaşar, iş gücünde genellikle kadın işçilerle çalıştığını belirterek, "Kadınların elleri bu işlere daha yatkındır. Şu anda yaklaşık yüz bin fidana bakım yapıyoruz" diyerek Erzurum’daki fidan yetiştiriciliği konusunda bir fark oluşturduklarını ve tüm emeğin büyük bir titizlikle sürdüğünü söyledi. Yaşar, fidan almak isteyen herkesi Uzundere’ye davet ederek, "Fidanlığımızın ve ilçemizin potansiyelini görmek isteyenleri bekliyoruz," dedi. Fidan alıcılarından Öner Elibol, "Kadir Bey’den 8 yıldır fidan alıyorum ve çok memnunum. Şimdiye kadar aldığım fidanların hepsi çok güzel ağaç oldular" diye konuştu. Kadir Yaşar, bölgeye katkı sağlamaya devam ederken, Erzurum’un doğasını güzelleştirme ve ağaçlandırma misyonuna da katkıda bulunmaya devam edeceğini vurguladı.
Elazığ Türk profesörden bir ilk daha: Sarılık hastalığı tedavisi için fotonik sistem geliştirdi Fırat Üniversitesinde görevli Prof. Dr. Fahrettin Yakuphanoğlu, yenidoğan bebeklerde sarılık hastalığının tedavisi için Dünya Sağlık Örgütü onaylı fotonik bir sistem geliştirdi. Bu sistem, bebeklerin hastaneye bağımlı kalmadan evde güvenli ve hızlı bir şekilde tedavi edilmesine imkan tanıyor. Fırat Üniversitesi (FÜ) Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi ve Fırat Teknokent’te faaliyet gösteren FYTRONİK Elektronik Teknolojileri AŞ’nin CEO’su Prof. Dr. Fahrettin Yakuphanoğlu, yenidoğan bebeklerde sıkça görülen sarılık hastalığının tedavisi için yenilikçi bir fotonik sistem geliştirdi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından onaylanan bu sistem, bebeklerin hastane ortamına bağımlı kalmadan, evde güvenli ve etkili bir şekilde tedavi edilmesine imkan tanıyor. Geliştirilen sistem, sarılık hastalığının kısa sürede tedavi edilmesini sağlayarak, yenidoğanların sağlığını korumayı hedefliyor. Ayrıca, hastane ortamında bebeklerin beslenmesi konusunda yaşanan zorlukları ortadan kaldırarak, evde tedavi ve beslenme sürecinin daha sağlıklı yürütülmesine katkı sağlıyor. Prof. Dr. Fahrettin Yakuphanoğlu, geliştirdiği sistem hakkında yaptığı açıklamada, "Bu yeni fotonik sistem, özellikle sarılık hastalığının tedavisinde kullanılmak üzere tasarlanmış bir cihazdır. Bilindiği gibi sarılık, yenidoğan bebeklerde sıkça karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Zamanında tedavi edilmediğinde ciddi problemlere yol açabilir. Özellikle erken doğan bebeklerde, kısa sürede tedavi edilmemesi durumunda beyin hasarı ve gelişim geriliği gibi riskler oluşabilir. Bu nedenle, sarılık hastalığının hızlı bir şekilde tedavi edilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak hastane ortamında tedavi edilirken bebeğin beslenmesine yeterince dikkat edilemeyebilir. Bu nedenle, evde kullanılabilecek ve tedavi sürecini hızlandıracak bir fotonik sistem geliştirdik" dedi. ’’Üç farklı mod ve kontrollü tedavi süreci’’ Prof. Dr. Yakuphanoğlu, yeni sistemin mevcut tedavi yöntemlerinden farklı olduğuna dikkat çekerek, "Piyasada bulunan mevcut sistemler, yalnızca mavi ışık kullanarak sarılığı tedavi etmeye çalışmaktadır. Ancak bu yöntem, kontrolsüz uygulandığında yenidoğan sağlığı için risk oluşturabilir. Bizim geliştirdiğimiz fotonik sistem, DSÖ’nün belirlediği standartlara uygun, güvenli ve hızlı tedavi sağlayan bir teknolojiye sahiptir Sistem üç farklı modda çalışmaktadır. Bu cihaz, farklı zamanlarda ve farklı dozlarda tedavi sağlayarak, hastalığın en uygun şekilde iyileşmesini sağlıyor. Mevcut sistemlerden farklı olarak, tamamen kontrollü bir ışık tedavisi sunuyor ve hastanın güvenliğini ön planda tutuyor" şeklinde konuştu. "Bebekler evde güvenli bir şekilde tedavi edilebilecek" Geliştirilen sistemin seri üretime uygun olduğunu ve yatırımcılar için büyük bir fırsat sunduğunu belirten Yakuphanoğlu, "Ürettiğimiz bu cihazı bir yatırım projesine dönüştürdük. Herhangi bir firma, bu teknolojiyi satın alarak üretimini yapabilir ve kendi markasıyla piyasaya sürebilir. Biz, sistemi tüm teknik detaylarıyla yatırımcılara sunmaya hazırız. Firmaların yalnızca dış kasa tasarımını yaparak ürünü yerli bir ürün olarak pazara sunması mümkün. Bilindiği gibi böyle bir isim geliştirmiş olduğumuz sistem Dünya Sağlık Örgütü’nün istemiş olduğu standart değerlere sahip, hızlı tedavi yapabilen bir cihaz özelliğine sahiptir. Dolayısıyla siz böyle bir ürünü aldığınızda çocuğunuzu kolaylıkla evde tedavi edebilirsiniz. Böyle bir sistem özellikle bir battaniye şeklinde çocuğa sararak kolaylıkla evinizde hem çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde besleyerek, hem de hastalığını çok kolaylıkla giderebilirsiniz" diye konuştu.
İzmir Kronik stres, kanser hastalarında metastaz riskini artırıyor Medikal Onkolog Doç. Dr. Ahmet Özveren, kanser ve kronik stres ilişkisi üzerine ABD’de gerçekleştirilen ve sonuçları açıklanan bilimsel bir araştırma hakkında bilgi verdi. Cancer Cell Dergisi’nde yayınlanan ‘kronik stresin kanser hastalarında metastaz riskinin artması ve sağ kalım oranının düşmesi ile ilişkili olabileceğine’ dair sonuçlarından bahseden Doç. Dr. Özveren, "Kronik stres nedeniyle kanser oluşuyor mu sorusuna yanıt bulunmuş değil. Sık araştırılsa da bilim, hala bu soruyu araştırıyor. Ancak Cancer Cell Dergisi’nde yayınlanan yeni araştırmada, kronik stresin tümörün gelişimini etkilediğine dair bilgi sağlıyor. Bu kanser hastalarının stres yönetiminin tedavi kadar önemli olduğunu gösteriyor" dedi. Acıbadem Kent Onkoloji Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Özveren, 1-7 Nisan Kanser Haftasında kanser ve kronik stres ilişkisi ile ilgili önemli bir araştırmanın sonuçlarını hasta ve yakınlarına yol gösterici özelliği nedeniyle değerlendirdi. Özveren, söz konusu çalışmanın ABD’deki Washington Üniversitesi Hücre Biyolojisi ve Fizyolojisi Bölümü’nde görevli Dr. Xue-Yan He ve arkadaşları tarafından yapıldığını ve 2024 yılında Cancer Cell Dergisinde makale olarak yayınlandığını kaydetti. Doç. Dr. Özveren, fareler üzerinde çalışmalar yapan Dr. He ve arkadaşlarının kronik stresin hem birincil hem de metastatik tümörlerin büyümesini nasıl etkilediğini, stresin tümörün mikroçevresini nasıl değiştirdiğini anlamaya odaklandığını belirtti. Kronik stresin sonuçları Kronik stresin, çevresel ve/veya psikososyal faktörler tarafından başlatılan fizyolojik bir süreç olduğunu belirten Medikal Onkolog Özveren, çalışmanın sonuçları hakkında şu bilgileri verdi: "Kanser hastaları, tanı aldıktan sonra yoğun stres yaşayabiliyorlar. Çünkü hastalıklarının seyri nasıl gidecek, iyileşme şansları var mı gibi sorulara yanıt aradıkları için endişe duyuyorlar. Ayrıca cerrahi, ışın ya da kemoterapi gibi uzun süren tedavi yolculukları oluyor ve bu süreçler de onları yoruyor. Hem tedavi süreçleri hem de tam iyileşemeyeceklerini düşünmeleri nedeniyle stres oranları artıyor. Hastaların yaşadıkları bu duyguların tedavi başarısını etkilediği bilinen bir durum. Ayrıca gözlem, hastalarla görüşme gibi yöntemlerle yapılan epidemiyolojik çalışmalar; yoğun stres yaşayan kanser hastalarında metastaz riskinin artması ve sağ kalım oranını düşürmesi gibi güçlü bir bağlantı olduğunu gösteriyordu. Ancak sonuçları bilinse de ‘nasıl’ sorusuna dair bilimsel araştırmalar devam ediyor. ABD’de fareler üzerinde yapılan yeni araştırmada hem sonuçlar hem de nasıl sorusuna dair yeni bilgiler elde edildi. Kronik stresin kanser tümörünü nasıl etkilediği ortaya kondu. Araştırmada; kronik stres nötrofillerin normal sirkadiyen ritmini değiştirerek ve glukokortikoid salınımı yoluyla tümör oluşumu ve yayılımı için uygun bir mikroçevre oluşturduğu bildirilmiştir. Bu yolla da tümörün metastaz yapması adeta teşvik edilmiş oluyor. Stres sırasında aktive olan adrenerjik sistem ve hormonları (adrenalin başta olmak üzere) tümörün hayatta kalmasını, büyümesini ve metastaz yapmasını destekliyor. Öyle ki kronik stresi kanser hücrelerinin akciğer metastazını 2 ila 4 kat artırdığı görülüyor. Yine aynı araştırmada stres seviyesini düşürmenin bu potansiyeli azalttığı gösterildi. Bu araştırma kanser hastaları için stres yönetimi tedavi kadar önemli olduğunu ortaya çıkarıyor. O nedenle kanser hastalarının psikolojik olarak stresten uzak durması tedavi başarısı için de vazgeçilmez noktalardan biri"