ASAYİŞ - 27 Ocak 2025 Pazartesi 13:32

Polis ekiplerinden kaçarken araca çarptı, kovalamaca sonucu yakalandı

A
A
A
Polis ekiplerinden kaçarken araca çarptı, kovalamaca sonucu yakalandı

Bursa’nın İnegöl ilçesinde polis ekiplerinden kaçarken araca çarpan şüpheli, kovalamaca sonucu yakalandı.


Olay, saat 00.00 sıralarında Kemalpaşa Mahallesi Adnan Menderes Bulvarı üzeri Yeşil Cami kavşağında meydana geldi. Polis ekipleri, şüphelendikleri motosikletin sürücüsüne ’dur’ ihtarında bulundu. İhtara uymayan şüpheli hızla kaçmaya başladı. Yeşil Cami kavşağında kırmızı ışıktan geçen şüpheli yönetimindeki motosiklet, sürücü Uğur Y. (35) yönetimindeki 16 AZM 770 plakalı otomobil ile çarpıştı. Devrilen motosiklettten düşüp kaçmaya çalışan şüpheli polis ekiplerince yakalandı. Kaza sonucu otomobildeki yolcu Mehtap G. (33) yaralandı. Yaralı özel araçla İnegöl Devlet Hastanesine kaldırıldı. İncelemede motosikletin çalıntı olduğu ortaya çıktı. Motosiklet çekici yardımıyla otoparka çekildi. Şüpheli Ozan C. (17) gözaltına alındı.



Polis ekiplerinden kaçarken araca çarptı, kovalamaca sonucu yakalandı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nden çiftçilere anıza ekim yöntemleri eğitimi Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, çiftçilere yönelik "Toprak İşleme Aletleri, Koruyucu Toprak İşleme, Geleneksel ve Anıza Ekim Yöntemleri" konularında eğitim düzenledi. Şanlıurfa Akıllı Tarım Uygulamaları Eğitim Merkezi (ŞATEM)’de düzenlenen eğitim semineri, GAP Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nde görevli olan Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet Çıkman tarafından gerçekleştirildi. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda düzenlenen seminerde; geleneksel toprak işleme, koruyucu toprak işleme ve anıza ekim yöntemleri karşılaştırmalı olarak ele alındı. Geleneksel toprak işlemenin toprağın organik madde içeriğini azalttığı, erozyon riskini artırdığı, toprak sıkışmasına neden olduğu ve maliyetleri yükselttiği vurgulandı. Buna karşılık, koruyucu toprak işleme ve anıza ekim yöntemlerinin topraktaki organik maddeyi artırdığı, erozyonu azalttığı, tarla trafiğini azalttığı ve üretim maliyetlerini düşürdüğü belirtildi. Çiftçilere uygulamalı eğitim imkânı sunuldu Seminerin en önemli özelliklerinden biri, teorik bilgilerin yanı sıra uygulamalı eğitime de yer verilmesi oldu. Çiftçiler, Araştırma Enstitüsüne ait istasyonda toprak işleme alet ve ekipmanlarını yakından inceleyerek, uzmanlardan bilgi aldı. Deneme alanlarında yapılan çalışmalar hakkında bilgilendirme yapılması, çiftçilerin yeni teknikleri yerinde görmelerini ve öğrenmelerini sağladı. Sürdürülebilir tarım için bilinçli toprak işleme vurgusu Seminer boyunca sürdürülebilir tarımın önemine dikkat çekerek, çiftçilere bilinçli toprak işleme tekniklerini benimsemeleri çağrısında bulundu. Özellikle, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerinin giderek arttığı bir dönemde, koruyucu toprak işleme ve anıza ekim gibi sürdürülebilir yöntemlerin benimsenmesinin önemine vurgu yaptı. Katılımcılar, seminerin sonunda Ahmet Çıkman’a sorularını yönelterek interaktif bir bilgi alışverişinde bulundu.
Kilis Kilis’te ailenin korunması ve güçlendirilmesi çalıştayı düzenlendi Kilis’te Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi İl Eylem Planı Çalıştayı gerçekleştirildi. Çalıştayda konuşan Kilis Valisi Tahir Şahin, güçlü bir milletin temelinin güçlü bir aileden oluştuğunu belirtti. Kilis’te Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi İl Eylem Planı Çalıştayı gerçekleştirildi. Çalıştayda, aile kurumunun korunması ve güçlendirilmesine yönelik stratejiler ele alınırken, 2025 yılının ‘Aile Yılı’ ilan edilmesiyle birlikte atılacak adımlar değerlendirildi. On İkinci Kalkınma Planı doğrultusunda hazırlanan Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı (2024-2028), aile kurumunun önemini vurgulanırken, aile içi birlik ve beraberliğin korunması için stratejik hedefler belirlendi. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2025 yılı Aile Yılı olarak ilan edildiğini belirten Kilis Valisi Tahir Şahin, aile kurumunun korunması ve güçlendirilmesi için önemli adımlar atılacağını ifade etti. Vali Şahin, ailenin sadece bireylerin ihtiyaçlarını karşılayan bir kurum olmadığını, aynı zamanda milli kültür ve değerlerin nesilden nesile aktarılmasında önemli bir rol oynadığını vurguladı. Aileyi tehdit eden unsurlarla mücadelede, anne ve babaların bilgi ve farkındalığının artırılmasının önemine dikkat çekti. Çalıştayda hazırlanan eylem planı kapsamında, ailelere yönelik desteklerin üç aşamada sunulması hedefleniyor. İlk aşamada koruyucu önlemler, ikinci aşamada risk altındaki ailelere destek ve son aşamada ise zarar gören ailelere uzman yardımı sağlanması planlanıyor. Vali Şahin,’’çalıştayda görev alan alt komisyon üyelerine teşekkür ediyorum, hazırlanan yerel eylem planının Kilis ve Türkiye için hayırlı olmasını temenni ediyorum. 2025 Aile Yılı kapsamında aile kurumunun korunması ve güçlendirilmesi için çalışmalar kararlılıkla sürdürülecek’’ diye konuştu.
Sakarya İşte Ramazan’da zinde kalmanın formülü Ramazan ayının gelmesiyle birlikte sağlıklı beslenme ve oruç süresini daha rahat geçirilmesi için tavsiyelerde bulunan Sakarya Büyükşehir Tıp Merkezi Diyestisyeni Betül Kurt, vatandaşlara zinde kalmanın formülü olarak aşırı yağlı, şekerli ve tuzlu gıdalardan uzak durmayı önererek, "Bol su tüketmeyi asla ihmal etmeyin" uyarısı yaptı. Ramazan ayına sayılı günler kala pek çok kişi Ramazan süresince nasıl beslenilmesi gerektiğini araştırırken, Büyükşehir Tıp Merkezi Diyetisyeni Betül Kurt’tan Ramazan’da oruç sürecini daha rahat geçirmeye yardımcı olacak sağlıklı beslenme önerisi geldi. Sahurda protein, lif ve sağlıklı yağlar açısından zengin besinler tüketmenin gün boyu tokluk sağlayacağına dikkat çeken Diyetisyen Kurt, iftarda ise ani kan şekeri yükselmelerini önlemek için hafif ve dengeli beslenmenin önemini vurguladı. Kurt, Ramazan’da zinde kalmanın formülü olarak ise aşırı yağlı, şekerli ve tuzlu gıdalar tüketmekten kaçınmayı ve su tüketimini ihmal etmemeyi önerdi. "Orucu hafif besinlerle açmak büyük önem taşıyor" Bu yıl Ramazan’da oruç süresinin 13-14 saat olacağını hatırlatan Diyetisyen Betül Kurt, "Uzun süren açlığın ardından orucu hafif besinlerle açmak büyük önem taşıyor. Zeytin, hurma ve çorba gibi besinlerle orucu açtıktan sonra, sindirimi rahatlatmak ve kan şekerinin ani yükselmesini önlemek için 5-10 dakika beklemek faydalı olacaktır. Bu kısa aranın ardından ana yemeğe geçilmesi, mideyi yormadan daha sağlıklı bir iftar yapılmasına yardımcı olur. Orucu açarken ilk olarak su içmek oldukça önemlidir ancak iftar sırasında aşırı su tüketiminden kaçınılmalıdır. Su alımını birden değil, iftar sonrası sahura kadar zamana yayarak tüketmek daha sağlıklıdır. Bu sayede vücudun su dengesi korunur ve sindirim rahatlar. Ayrıca ayran veya az şekerli hoşaf gibi içecekler de sıvı alımını destekleyebilir" dedi. "Tek öğünle vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri yeterince almak mümkün değildir" Ramazan’da en sık yapılan hatalardan birinin sahur yapmadan sadece iftarla oruç tutmak olduğuna değinen Kurt, "Tek öğünle vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri yeterince almak mümkün değildir. Bu nedenle sahur yapmak hem yeterli enerji alımı hem de oruç süresince daha rahat hissetmek için büyük önem taşır. Sahurda ise mideyi yormayan, sindirimi kolay besinler tercih edilmelidir. Özellikle yağlı kızartmalar ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak, gün boyunca daha konforlu ve enerjik hissetmeye yardımcı olur" diye konuştu.
Trabzon 28 Şubat’ın üzerinden 28 yıl geçti ancak o günleri hiç unutamadı Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde üniversiteyi başörtüsü çıkarttırılarak okumak zorunda bırakılan Akademisyen Bedia Koçakoğlu, 28 Şubat’ın üzerinden 28 yıl geçtiğini ancak o günleri hiç unutamadığını belirterek, "Bizim aynalara tekrar bakmamızı sağlayan herkese tekrar teşekkür ediyorum" dedi. Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde üniversiteyi başörtüsü çıkarttırılarak okumak zorunda bırakılan Bedia Koçakoğlu, yıllar sonra doçent doktor olarak başörtüsüyle girdiği üniversitede akademisyen olarak görevini sürdürüyor. Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi olan 45 yaşındaki Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu, 28 Şubat’ı unutturmama derdinde olduğunu ifade ederek, "28 Şubat sürecinin üzerinden bugün tam 28 yıl geçti. Biz yıllardır 28 Şubat sürecini bıkmadan, yorulmadan bundan sonrası için de söylüyorum anlatmaya devam edeceğiz. 28 Şubat sürecimizi anlatma gayretimizi bazıları bir ajitasyon olarak, ’Travmalarınız yine durulmadı, bunca sene geçti halen neyin derdindesiniz. Neyi anlatıyorsunuz, neyi hatırlatmaya çalışıyorsunuz’ gibi söylemlerle değersizleştirmeye çalışıyorlar. Bizim derdimiz 28 Şubat’ı hatırlatmak falan değil. Bilakis biz 28 Şubat’ı unutturmama derdindeyiz. Çünkü tarih bunu hep yazmıştır. Unutulan hadiseler tekrar eder. 17 yaşında bir kız çocuğum var ve tesettürlü. Aynı karanlık çukurlara o düşmesin diye benim Selçuk Üniversitesi’nin duvarında hiç unutmadığım başörtümü açıp kapattığım o kırık aynaya kendi kızım yıllar sonra aynı travmayla bakmasın diye biz 28 Şubat’ı anlatma derdindeyiz. 28 Şubat meselesini sadece bir başörtü yasağı gibi okumamak lazım. 28 Şubat tam olarak bir medeniyet problemidir. Bir davadır 28 Şubat. Bunu bütün gür sesimle, bütün netliğimle söylüyorum. Biz Türk İslam medeniyetinin çocuklarıyız. Biz Batı medeniyetinin evlatları ya da Batı medeniyetine ait bir bütün değiliz, bir parça olamayız. Biz Tanzimat’la beraber batılılaşma sevdasıyla kendi evimizden çıktık ve kendi evimizi terk ettiğimiz için evimiz işgale açık hale geldi. Biz Batı’nın kapısında yardım dilenirken, onlar gelip bizim evimizi istila ettiler. Mehmet Akif İnan’ın çok güzel bir çağrısı var diyor ki ’evine dön’ Türkiye’ye. O ev de Türk İslam medeniyetidir" diye konuştu. "Eğitimli, aydın insanın İslami görüşte olması istenmiyor" O dönem kampüs kapılarında bekletildiklerini anlatan Koçakoğlu, "Şimdi 28 süreci aslında tam olarak bu medeniyete bir saldırı bana kalırsa. Dini değerleri önemsizleştiren, sıradanlaştıran, meseleyi sadece bir açıklık kapalılık meselesi haline getiren bu yaklaşımlar bizim inancımızı, değerlerimizi küçültme çabası. Aslında dünyayı tek tipleştirmeye çalışan, cinsiyetsizleştirmeye, soysuzlaştırmaya, mahrem değerlerin, sınırların olmadığı global bir medeniyete çevirmeye çalışan kapital sistemin bir tuzağı. Öyle değerlendiriyorum. Buna karşı durabilecek tek kalemiz de bizim İslam. Çünkü aslı bozulmamış tek din İslam dinidir. Bu kaosa, bu karmaşaya direnebilecek, barışı, birliği, adaleti, düzeni getirebilecek yegâne sistem İslam olduğundan dolayı Batı’nın, özellikle kapital aklın ciddi anlamda bir saldırısı var. 28 Şubat süreci de tam olarak aslında medeniyet değerlerine bir saldırı, sisteme bir saldırıydı. Bizler o dönemde bunun daha üniversitede yeni öğrenci olduğumuz için olayların çok küçük bir parçasını kendi cephemizden gördük. Kampüs kapılarında bekletildik. Bazı arkadaşlarımız kapılardan içeriye kaçak göçek başörtülü girmeye çalıştığında polisler tarafından bir suçluymuş gibi kovalandı, yakalandı, soruşturmalar açıldı. O dönem hepimiz çok ağır travmalar yaşadık. Bazılarımız başını açmayarak yoluna devam etti. Bazıları da kampüsün kapısında açarak yoluna devam etti. Ben açıp yoluna devam edenlerdenim. Sebebi de şuydu; üniversiteye ilk başladığım yıllarda hedefim edebiyatı da çok sevdiğim için yazar ya da öğretmen olmaktı. Niyetim oydu üniversiteye girerken. Fakat birinci sınıfta uğradığımız bu haksızlığı gördüğümde ve daha evvel de söz etmiştim bundan galiba ama bir tane çaycı abla başörtülü dolanırken gördüğümde dedim ki, ’Abla niye senin başın kapalı? Şimdi yakalayacaklar, ceza verecekler sana. Neden böyle?’ diye sorduğumda bana şunu söyledi; ’Bizim için başörtüye yasak yok. Bize başımızı örtmek serbest.’ O zaman şunu düşündüm, çaycı abla başını kapatabiliyorsa ben niye kapatamıyorum. Aynı kamusal alanda işte zihniyet problemi tam olarak burada başlıyor. Medeniyet davasını dinamitleme çabası tam olarak burada başlıyor. Eğitimli, aydın insanın İslami görüşte olması istenmiyor. Bunu fark ettim. Ben hep de şunu düşünmüşümdür; eğitim hayatım boyunca ve şimdi ve bundan sonra da aydın olmanın yolu halka rağmen durmakta değil, halk için aydın olmaktan geçer. Yerli ve milli olmazsanız Cemil Meriç’in ifadesi ile Batı’nın yeniçerisi dışında hiçbir şey olamazsınız. Bu nedenle olayı değerlerimize, medeniyetimize bir saldırı gibi okuduğunuzda siz güçleniyorsunuz. O dönem ’Bir akademisyen olacağım, bu ülkede bir örtülü olarak en güçlü nerede durabiliyorsam herkesin özgürlüğünü savunma adına sadece kendi başörtümü değil, her türlü özgürlüğü savunma adına en iyi noktada bulunmalı mıyım’ diye düşündüğüm için akademisyen oldum" diye konuştu. "AK Parti ile ilgili olumlu yorumlarda bulunuyorsunuz diye bana çok fazla eleştiriler geliyor" "28 Şubat sürecinin 28. yılında teşekkür ediyorum bu umutla bakmamı sağlayan başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere herkese minnetlerimi sunuyorum" diyen Koçakoğlu, "Şimdi bugün Mecliste bir sürü parti var. Bu partilerin her biri kendi cenahlarından özgürlük kavramını okuyorlar. Birisi falana özgürlük, birisi filana özgürlük. Birisi şu kavrama, bu kavrama özgürlük. Peki onların savunduğu özgürlüklerin içerisinde benim dini inançlarımı yaşama özgürlüğüm neden yok? Neden olamaz? Bu bir özgürlük değil mi? O zaman milletin seçtiği bütün vekiller AK Parti’si, CHP’si, MHP’si, İYİ Parti’si hiç fark etmez. Bu milletin vebali hepsinin sırtındadır. Hepsi anayasal bir düzenleme ile başörtü meselesini kökünden çözmeliler. Biz kendi çocuklarımız için bu ülkede kaygı duymamalıyız. Şimdi bana ısrarla soruyorlar, bu konuda da çok fazla eleştiri alıyorum. Aldığım eleştirilerden de çok mutluyum açıkçası. Diyorlar ki ’Hocam siyasi olmuyor musunuz? Bir akademisyen siyasi olmamalı’. Neden efendim? ’AK Parti ile ilgili olumlu yorumlarda bulunuyorsunuz’ diye bana çok fazla eleştiriler geliyor. Ben ısrarla şunu söylüyorum; ben bu ülkenin akademisyeni ve aydını olarak tarafsız olmam. Bir aydın milletinden taraftır. Milletinden taraf olmanın gereği de milletin özgürlüklerine sahip çıkmak, milletin değerlerine sahip çıkmak, bu ülkenin geleceğini düşünmekten geçer. Bütün bu saydığım kavramlara sahip çıkan bir parti varsa, doğal olarak o partiyi olumlarsınız. Marifet iltifata tabidir. Diğerleri de benzeri bir çaba içerisinde olduğunda aynı cümleleri seve seve onlar için de kuracağız. Bizim meselemiz topyekün bir medeniyet davasıdır. Birey birey önce dirilmek şart. Ali’si, Ayşe’si Fatma’sı, Veli’si, Zehra’sı fert fert ayağa kalktığımızda insanı diriltecek, ardından şehirleri ayağa kaldıracağız. Şehir şehir kalkıp dirileceğiz, ardından Türkiye olarak ayağa kalkacağız, ülke ülke dirileceğiz. Şunu kabul edelim ülkelerin dirilişi Türkiye’den başlar. Çünkü Türkiye ümmetin okçular tepesidir. Burası terk edilemez. Burayı yükseltirsek medeniyetimizi tekrar yükseltiriz, ardından Türk İslam medeniyetini tekrar ayağa kaldıracağız. Yıkıntılarını onaracağız. Geleceğin dünyasında bizim çok büyük bir yerimiz var. 28 Şubat sürecinin 28. yılında teşekkür ediyorum bu umutla bakmamı sağlayan başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere herkese minnetlerimi sunuyorum. Bu ülkenin gençlerinden, bu ülkenin geleceğinden çok çok umutluyum. İnsanlık dediğimiz şey Filistin’de 3 aylık bir bebeğin kefene sarılmış yatıyor orada. Bu dünyaya adaleti de, sevgiyi de, merhameti de öğretecek olan bizleriz. 28 Şubat dönemlerinde, her 28 Şubat geldiğinde yaşadığımız acıları unutturmayacağız. Tekrar tekrar anlatarak aynı çukurların üstünü bir kere daha kapatıyoruz. Acıyı deşmek, yarayı açmak değil yaptığımız. Üstüne bir toprak daha atmak, bir toprak daha atmak. O toprağın üzerinde sağlam bir medeniyeti tekrar ayağa kaldırdığımızda o zaman geleceğin dünyasında hani hep diyoruz ya ’Türkiye yüzyılı olacak.’ Geleceğin dünyasında ben pırıl pırıl Türkiye yüzyılını görüyorum" şeklinde konuştu. "Öğrenciler ayağa kalktılar ve alkışlamaya başladılar" 2015 yılında başını kapatarak derse girdiğini anlatan Koçakoğlu, "Benim için en mutluluk verici ya da hüzün verici karışık duygular yaşadığım şöyle bir anım var. Ben akademisyen olduğumda da tabii kamusal alanda başörtü yasağı devam ediyordu. Derslere başımızı açarak giriyorduk. Bir gün 2015 yılındaydı, başımı kapatarak okula geldim. Artık yavaş yavaş kamusal alanda serbestlik başlamıştı. Geldim derse girdim, öğrenciler baktılar şöyle bir beni tanıyamadılar. Ben ’Merhaba arkadaşlar’ diye ilk cümleye başladıktan sonra sesimden tanıdılar ben olduğumu. Gözlerim doldu, bir şey diyemedim çocuklara. Sonra öğrenciler 80 kişilik falan bir sınıfta galiba bir anfinin içerisinde öğrenciler ayağa kalktılar ve alkışlamaya başladılar. ’Çocuklar niye alkışladınız?’ dedim. ’Hocam özgürlüğü alkışladık’ dediler. Odamda bir aynam var, yıllar sonra fark ettim. Ben derslere giderken başı açık haldeyken aynaya bile doğru düzgün bakmamıştım. Ne zaman başımı tekrar kapatabildim, o zaman aynada gördüğüm kişi kendimdi. Bu çok değerli ve kıymetli bir şey. İnsanın kendisi dışında birini aynada görmesi çok trajik. İşte bizim aynalara tekrar bakmamızı sağlayan herkese tekrar teşekkür ediyorum" dedi.