SAĞLIK - 29 Mart 2018 Perşembe 13:26

Türkiye’de 2017 yılında 23 bin aile çocuklarına aşı yaptırmadı

A
A
A
Türkiye’de 2017 yılında 23 bin aile çocuklarına aşı yaptırmadı

KLİMİK Derneği Başkanı Prof.

KLİMİK Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, 2017 Yyılında 23 bin ailenini çocuğuna aşı yaptırmadığını belirterek, "Bu artış devam ettiği takdirde önümüzdeki yıllarda büyük salgınlar kaçınılmaz olacaktır" dedi.


Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nce (KLİMİK) bu yıl 19’ncusu gerçekleştirilecek kongrede , enfeksiyon hastalıklarında en güncel gelişmeler gözden geçirildi. Kırım kongo kanamalı ateşi, aşılar, hepatit, diyabetik ayak, antibiyotik direnci ;HIV, batı nil ateşi, tüberküloz, herpes virüsü ele alınan başlıklar arasında yer alıyor.


KLİMİK Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, çocuklara aşı yapmayan ailelerin oranının her geçen yıl arttığını belirterek, "Son yıllarda ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada bilimsel düşüncenin yerini metafizik görüşlerin, batıl inançların, doğaya dönme veya organik yaşam adı altında bilimsel olmayan bir takım moda akımların almasıyla birlikte aşı karşıtlığı da kendine çok sayıda taraftar bulabilmektedir. Bu nedenle son zamanlarda ülkemizde çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı tehlikeli bir şekilde artmaktadır: 2014’te bin 370, 2015’te 5 bin 091, 2016’da 11 bin 470 , 2017’de 23 bini geçmiştir. Bu artış devam ettiği takdirde önümüzdeki yıllarda büyük salgınlar kaçınılmaz olacaktır. “Aşı olmaya gerek yok, aşılar hastalıkların doğal seyrini bozar, vücuda zarar verir. Bunun yerine hasta olmak daha iyidir” gibi bir takım söylemlerle çok sık karşılaşıyoruz. Eğitimli diyebileceğimiz insanlar arasında bile taraftar bulabiliyor. Bu iddiayı dile getirenlerin çoğunun iyi niyetli olmadıklarını, dikkat çekip meşhur olarak kendilerine bir çıkar sağladıklarını çok açık görüyoruz. İyi niyetli olanların ise bilim ve tarih bilgisinden yoksun olduklarını söyleyebiliriz" dedi.


"Aşılar bulunmadan önce bugün nadir gördüğümüz pek çok hastalık büyük salgınlarda çok sayıda kişinin ölümüne, sakat kalmasına sebep oluyordu" diyen Prof. Dr. Alpay Azap, "Bu kişiler örneğin büyük ozanımız Aşık Veysel’in çiçek hastalığından dolayı görme yeteneğini kaybettiğini bilmiyorlar. Çocuk felci nedeniyle pek çok çocuğun sakat kaldığını bilmiyorlar.Aşı karşıtlarının bilmedikleri önemli bir konu da aşıların sadece aşılanan kişiyi değil tüm toplumu koruduğu gerçeğidir. Aşılar sadece uygulandıkları kişiyi korumakla kalmazlar aşı yapılmayan veya yapılamayan kişileri de korurlar. Aşıyla bağışıklık kazanan kişiler enfekte olmayacakları için başkalarına da enfeksiyon bulaştıramazlar ve böylelikle enfeksiyonun toplumda yayılması da engellenmiş olur. Toplumda belli bir hastalığa karşı bağışık olan kişilerin oranı arttıkça hastalığın salgın yapma şansı da azalır ve bağışık kişi oranı belli bir eşiğin üstüne çıktığında salgın riski tamamen ortadan kalkar. Biz buna sürü bağışıklığı diyoruz. Hastalıklara göre değişmekle birlikte salgınların önlenebilmesi için sürü bağışıklığının yüzde 80’in üzerinde olması istenir ki bunun için toplumun yüzde 90’ının aşılanması gerekir. Bu nedenle aşı olmayan kişiler sadece kendilerini değil tüm toplumu, çocuklarına aşı yaptırmayan anne babalar sadece kendi çocuklarını değil tüm çocukları riske atmış olurlar. Aşılanma oranlarının düşmesi ciddi salgınları da beraber getirir. Örneğin eski Sovyetler Birliği’nde 1989’da 839 difteri vakası varken, aşılamanın durmasıyla 1994’te 50 bin olgu ve bin 700 ölüm gözlenmiştir. Aşılamayı bırakırsak hastalıklar ölümlerle geri gelecektir" şeklinde konuştu.



Aşılar her sene 2-3 milyon kişinin hayatını kurtarıyor


Aşıların birçok hastalığı önlediğini ifade eden Alpay Azap, "Aşılama oranları artırılabilse her yıl 1,5 milyon insanın daha hayatı kurtulabilir. Aşıyla önlenebilir hastalıklardan 2015 yılında her gün 5 yaş altı 16 bin çocuk öldü. Günde 16 bin çocuktan bahsediyoruz. 2000-2016 yıllarında sadece kızamık aşılaması sayesinde 20.4 milyon ölüm engellendi. Hepatit B aşısı karaciğer kanserinden, HPV aşısı rahim ağzı ve genital kanserden korur. Çünkü bu virüsler kansere neden olurlar. Düşük-orta gelir düzeyine sahip ülkelerdeki kanserlerin yüzde 25’i aşıyla önlenebilir. Aşılar aynı zamanda antibiyotik kullanımını azaltarak antibiyotik direncinin yayılmasını engeller. Bildiğiniz gibi antibiyotik direnci de çağımızın önemli bir sorunu ve antibiyotiğe dirençli bakteriler nedeniyle çok sayıda insan hayatını kaybediyor 2050 yılında bu sayının yılda 10 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Antibiyotik direncinin yayılmasının en önemli nedeni ise antibiyotiklerin çok miktarda ve kullanımıdır. Aşı olan bireyler enfekte olmayacağı için antibiyotik kullanmaya da gerek kalmaz. Dolayısıyla aşılar antibiyotik direncini de önler diyebiliriz. Örneğin dünyada tüm çocuklara pnömokok aşısı yapılsa antibiyotik kullanımında her yıl 11 milyon (günlük doz) azalma sağlanır. Aşılar antibiyotik direncini bu sayede önler" diye konuştu.



"Aşılar güvenlidir"


Aşıların güvenli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Alpay Azap, sözlerini şöyle sürdürdü: "Lisanslı bir aşı, kullanım için onay almadan önce çok sayıda deneme aşaması boyunca titizlikle test edilir ve piyasaya çıktıktan sonra düzenli olarak yeniden değerlendirilir. Bilim adamları ayrıca, bir aşının olumsuz bir etkiye neden olabileceğine dair olası bir durum için çeşitli kaynaklardan gelen bilgileri sürekli olarak takip ederler. Çoğu aşı reaksiyonları, genellikle lokal ağrı veya hafif ateş gibi geçicidir reaksiyonlardır. Nadiren ciddi bir yan etki bildirilmesi durumunda bilimsel kurullar tarafından hemen ciddiyetle araştırılmaktadır. Ancak şu da bilinmelidir ki tıpta bir yöntemin güvenli olup olmadığına karar verirken o yöntem uygulanmadığında neler olacağına da bakılır. Elbette aşılanma çok nadir (kabaca yüz binde bir ile milyonda bir arasında bir olasılıkla) ciddi yan etkiye neden olabilir. Ancak aşılanmamak çok daha tehlikeli ve zararlıdır. Zaman zaman şöyle şeyler de duyuyoruz; “Aşıyla vücuda çok antijen veriliyor. Bu kadar antijen çok zararlı. Bağışıklık sistemini mahvediyor”. Oysa hastalıkların kendisi vücuda aşılardan çok daha fazla antijen girmesine neden olur: Basit bir nezlede bile vücut 4-10 antijenle karşılaşır. Duyduğumuz bir diğer iddia da şu; “Aşılarla ilgili çok yan etki var ama aşı firmaları bunların bilinmesine engel oluyor”. Bu iddia da tamamen asılsızdır. Aşılar toplum sağlığını ilgilendiren ürünler olduğu için aşı uygulamaları bağımsız bilimsel kuruluşlar (Dünya Sağlık Örgütü, Uzmanlık Dernekleri, Avrupa Hastalık Kontrol Merkezi) ve ulusal sağlık otoriteleri tarafından günü gününe izlenmektedir. Tüm dünyada çok titiz çalışan aşı yan etkisi takip sistemleri vardır ve aşılar yan etki açısından ilaçlardan çok daha yakın takip edilir. En ufak bir şüphe oluştuğunda bağımsız bilim insanlarından oluşan komisyonlar kurularak araştırılır, bilimsel ortamlarda şeffaf bir şekilde paylaşılır, tartışılır ve sonuçlar tüm hekimlere ve sağlık çalışanlarına duyurulur."


Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hast. Der. Yön. Kurulu Üyesi ve KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Önder Ergönül, yaptığı konuşmada, Türkiye, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ile 15 yıl önce tanıştı. İlk tanı 2002’de konulmuştu. Artık ülkemiz bu hastalık konusunda yayınları ve çalışmalar ile dünyanın en deneyimli ülkesi. Kongrede KLİMİK Derneği olarak Kırım Kongo Kanamalı Ateşi oturumu yapacağız. Rusya ve İran’dan misafirlerimiz var. Bu hastalığın dünyada en çok görüldüğü ülke Türkiye, İran ve Rusya. Üç ülke deneyimlerini paylaşacak" dedi.



Türkiye’de kırım kongodan 500 kişi hayatını kaybetti


Kırım Kongo hastalığı ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Prof.Dr. Önder Ergönül, "Mart ayı ile birlikte bu hastalık için riskli bir döneme giriyoruz. Kırım Kongo gerçek bir hastalık ülkemiz için. 15 yılda, 10 binin üzerinde kişide görüldü ve 500 kişi hayatını kaybetti. Bu dünyadaki en yüksek rakam. Bu vakaların tümünün laboratuvar tanısı kesinleşmiştir ve böyle bir kayıt sistemi hiçbir ülkede yok. Bir yandan vaka sayıları azalmaya başladı, en yüksek olduğu yıllar 2012-2013 idi, sonra tüm salgınlarda olduğu gibi tepe noktasına ulaştı ve inmeye başladı. Tüm salgınlar bir çan eğrisi yaparlar yani bir tepe noktası olur, sonra tepe noktasından aşağı iniş başladı. Vaka sayısı geçen sene 340 civarı biz bunu bu arada tahmin edebiliyoruz" dedi.


Hastaların hastaneye geç başvurması ölüm oranını artırdı


Ergönül, "Türkiye’de hastalık artık öğrenildi, hekimler de vatandaşlar da bilmiyordu. Halkımız doktora geç başvuruyordu. Geç başvuran kişilerde ölüm oranı doğal olarak çok yüksek oluyor. Tedavi olamayacakken başvuruyor , hastalık süresi toplam 10 gün. Erken başvurursanız tedavi olma imkanı var. İlk üç gün içinde bir ilaç almak gerekiyor. Erken dönemde ilaç alan hastalarda ölüm oranı çok daha düşük. Bilincin artması ile artık kanama aşamasında yani geç gelen vak’alar azaldı" diye konuştu.



Kırım Kongonun en sık görüldüğü bölgelerde sağlık merkezleri açıldı


Hastalık nedeniyle birçok bölgede sağlık merkezlerini açıldığını ifade eden Prof.Dr. Önder Ergönül, "Hastalık ilk görülmeye başladığında hastalar Ankara’ya geliyordu. Sonra Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gitmeye başladılar. Ama artık bölgelerde merkezler oluşmaya başladı. Çorum Hitit Üniversitesi , Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Tokat Gazi Osman Paşa Üniversitesi’nde artık bu hastalara tedavi yapan merkezler var" şeklinde konuştu.



Ölümlerin bir nedeni de ilaç tartışması


Prof.Dr. Önder Ergönül, şunları söyledi: "Vak’aların en çok görüldüğü 2007, 2013 ,2014, 2015 yılında en çok ölümler oldu. O yıllarda bir ilaç tartışması oldu. Hastalarda kullanılsın mı , kullanılmasın mı şeklinde. Biz kullanılmasından yanaydık. Gereksiz yere vakit kaybedildi. Bazı hekimler ilaca inatla karşı durdular. Ölen sağlık çalışanları oldu. İlaç kullanımı olsaydı kaybedilmeyeceklerdi. Bunu bilimsel çalışmalar sonrasında net söyleyebiliyoruz. O dönemde meslektaşlarımız yanlış yönlendirildi. İlaca çok değişik kişisel, politik, sosyal nedenlerle karşı gelindi. Türkiye dışında karşı gelen olmadı tüm dünyada. Ruslar , İranlılar ilacı kullandılar. Bu nedenle ölüm oranları çok daha düşük. Ama ülkemizde bir kesim buna ısrarla karşı çıktı. Rakamlara bakılacak olursa bu bölgesel olarak da görülecektir, incelenmesi gerekir. Kimi zaman ilacın etkili olmadığı iddia edildi. Oysa ilacın etkili olduğunu gösteren yayınlarımız vardı. O dönem belli bölgelerin incelenmesini talep ediyoruz, kayıtlar incelenirse bu açığa çıkacaktır. İlacın erken verilmesi durumunda koruyuculuğu var, 2003 ve 2013 yıllarında yayınlamıştık. Dünyada ilacı erken dönemde alan sağlık çalışanlarından bir tek ölüm vak’ası yok. Tüm dünyada toplam 175 sağlık çalışanını izledik, bu dönemde ribavirin alan sağlık çalışanlarında bir tek ölüm vak’ası yok."



Yılda 1 milyon kişi Hepatit B’den hayatını kaybediyor


KLİMİK Derneği Genel Sekreteri Doç.Dr. Süda Tekin ise , Hepatit B, hepatit C ve hepatit D virüslerinin kronik karaciğer hastalığı, siroz ve karaciğer kanserine yol açtığını belirterek, "Global olarak Hepatit B ve Hepatit C, ülkemiz dahil tüm dünyada karaciğer sirozu ve kanserinin yüzde 50’sinden fazlasından sorumludur. Amerika’da karaciğer nakli gereken hastaların yaklaşık yüzde 40’ından Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nde karaciğer nakli olan hastaların nakil nedenlerinin yüzde 61’inin hepatit B veya C bağlı olduğu bildirilmiştir. Dünya nüfusunun 3’te birinin (yaklaşık 2 milyar kişi) hepatit B virüsü ile karşılaşmış olduğu, yaklaşık 400 milyon kişide kronik hepatit B enfeksiyonu geliştiği ve yılda yaklaşık 1 milyon kişinin bu enfeksiyon nedeniyle kaybedildiği tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise bölgesel ve yaşa bağlı farklar olsa da genel anlamda görülme sıklığı yüzde 2.7- 5.3 arasındadır. Risk gruplarında görülme sıklığı daha yüksektir. Hepatit C virüsü ile dünyada 130-210 milyon kişi enfekte olmuştur. Ülkemizde genel sıklık yüzde 0.5-1 arasındadır, ancak ileri yaşlarda enfeksiyonun görülme sıklığı artmaktadır" dedi.



Yeni Hepatit C ilaçları ile Türkiye’de yaklaşık 13 bin hasta tedavi alıyor


Doç.Dr. Süda Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kronik hepatit C tedavisinde kullanılan yeni ilaçlar, ülkemizde 18 Haziran 2016 tarihinde yayınlanan ve 07.10.2016 tarihinde güncellenen Sağlık Uygulama Tebliği doğrultusunda geri ödeme kapsamına alındı. Yaklaşık 100 bin liraya mal olan ilaçların geri ödeme kapsamına alınması ile birçok hastaya tedavi verme olanağı elde ettik. Sağlık Bakanlığı tarafından tedavi alan hasta sayısı ile ilgili resmi olarak açıklanan net bir sayı olmamakla beraber, yaklaşık 12.000-13.000 civarında hastanın tedavi aldığı tahmin edilmektedir. Bu sayı önümüzdeki günlerde daha da artacaktır. Tedavi verdiğimiz hastalarda başarı oranı çok yüksek. Mevcut yasa gereği tüm kronik hepatit C hastaları yeni tedavi seçeneklerini kullanamıyor. Ülkemizde tedavi verilen hasta sayısı çok düşüktür. Tedavi verilmesi beklenen hasta sayısının yaklaşık 60 bin civarında olduğu ön görülüyordu, ancak bu rakamın çok gerisinde kalınmıştır. Testi pozitif olan kişilerin yaklaşık yüzde 10’u hepatit C hastası olduğunu biliyor. Halkın bilgilendirilmesi, HCV riski yüksek olan özel hasta gruplarına ulaşılması, hepatit ilaçlarının tüm ülke genelinde ulaşılabilir olmasının sağlanması, yasa gereği tedavi veremeyen tüm branş hekimlerine yönelik kısıtlamanın ortadan kaldırılması ve en önemlisi viral hepatitlerin önlenmesine, kontrolüne ve elimasyonuna yönelik Sağlık Bakanlığı düzeyinde ulusal eylem planının zaman kaybetmeden yürürlüğe konulması gerekmektedir. Ancak bu şartlar sağlandığında HCV enfeksiyonun tamamen ortadan kalkması gündeme gelebilir."

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Kira artış oranı düştü, Antalya’da fiyatlar değişmedi Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı mart ayı enflasyon verilerine göre, Nisan ayında kira sözleşmesini yenileyecek kiracılar için uygulanacak artış oranı yüzde 51,26 oldu. Bu oranın, geçtiğimiz aya göre yaklaşık 2 puanlık bir düşüş anlamına geldiğini ifade eden Antalya Emlakçılar Odası Başkanı İsmail Çağlar, "Kira oranı artışının düşmesinin çok bir etkisi olmaz, Antalya’da bir fiyat artışı ya da düşüşü diye bir şey söz konusu değil" dedi. Nisan ayı kira artış oranı, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı mart ayı enflasyon verileriyle birlikte belli oldu. 12 aylık ortalama Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 51,26 olarak açıklandı. Buna göre, nisan ayında kira kontratını yenileyecek olan kiracılar için azami zam oranı yüzde 51,26 olacak. "Konut sayısı yetersiz" Antalya Emlakçılar İş Takipçileri ve Oto Galericiler Esnaf Odası Başkanı İsmail Çağlar, kira artış oranının düşmesinin kentteki kiralara yansımayacağını söyledi. Çağlar, "Yüzde 2’lik düşüş çok büyük bir fark sağlamaz. Zaten sözleşmeler yılda bir yenileniyor ve kira artışı o dönemde geçerli TÜFE oranına göre yapılıyor" dedi. Antalya’da kiralık konut bulmanın hâlâ zor olduğunu belirten Çağlar, özellikle yaz sezonu öncesi talebin daha da arttığını dile getirdi. Çağlar, "Yaz sezonu yaklaşıyor. Kente hem yaz tatiline gelenler hem de sağlık hizmeti almak için gelen vatandaşlar var. Ancak kiralık konut sayısı yetersiz. Bu da fiyatların düşmesini zorlaştırıyor" ifadelerini kullandı. "Yeni kiralar, piyasa şartlarına göre belirlenir" Başkan Çağlar, Antalya’da en düşük kira bedelinin 12-13 bin TL’den başladığını, sahil bandı gibi bazı bölgelerde bu rakamın daha da yükseldiğini belirtti. Çağlar, "Bugün biri ev kiralayacaksa, çevredeki kira ortalamasına bakar. Artış oranı sadece mevcut kiracılar için önemlidir. Yeni kiralar, piyasa şartlarına göre belirlenir" diye konuştu. Öte yandan, Temmuz 2024 itibarıyla yürürlükten kalkan yüzde 25’lik zam sınırı sonrasında, kiracılar için artış oranı yeniden TÜFE ortalamasına göre hesaplanmaya başlandı.
Burdur Burdur’da 4 gündür kayıp olan yaşlı adamdan acı haber Burdur’da 4 gündür kayıp olarak aranan 63 yaşındaki Hilmi Güleşir’in cansız bedeni, dalgıç polislerce gölde bulundu. Acı haberi alan Hilmi Güleşir’in ailesi göl kenarına gelirken, eşi sinir krizi geçirdi. Oğluna sarılan Hilmi Güleşir’in eşi Selman Güleşir "Ben onu çok seviyordum" diye gözyaşı dökerken kızı Çiğdem Koç, cenaze aracının arkasından koştu. Edinilen bilgilere göre, Burdur’da 30 Mart akşamı saat 22.00 sıralarında evinden ayrılan Hilmi Güleşir’den bir daha haber alınamadı. Yapılan araştırmalarda, Güleşir’in en son saat 23.00 sıralarında Burdur Gölü halk plajı kenarındaki bir işletmeden alışveriş yaptığı tespit edildi. Bunun üzerine ekipler arama çalışmalarını bu bölgede yoğunlaştırdı. Ertesi sabah göl iskelesinin altında bir ceket bulunması üzerine bölgeye polis, sağlık ve AFAD ekipleri sevk edildi. Olay yeri inceleme ekipleri cekette incelemelerde bulunurken, polis ekipleri göl çevresinde, AFAD ekipleri ise termal dron kameralar ile göl yüzeyinde tarama çalışmaları gerçekleştirdi. Dalgıç polisler gölde arama yaptı Hilmi Güleşir’in göle girme ihtimalini değerlendiren ekipler, ilk gün Antalya’dan dalgıç polisleri bölgeye yönlendirdi. Yapılan aramalarda herhangi bir bulguya rastlanmaması üzerine, Konya ve İzmir’den de dalgıç polisler sevk edildi. Çalışmalara, 14 dalgıç polisten oluşan 3 ekip ve Asayiş Şube Müdürlüğü personeli ile AFAD ekipleri katıldı. İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı dalgıç polisler, sonar cihazı destekli tarama faaliyetlerini botla sürdürerek şüpheli bölgeleri belirledi. Cansız bedeni su yüzeyinde bulundu Arama çalışmalarının dördüncü gününde, dron destekli taramalarda, Hilmi Güleşir’in ceketinin bulunduğu halk plajına yaklaşık 3 kilometre uzaklıkta, Burdur Devlet Hastanesi yakınlarında 25 metre açıklıkta görüntü alındı. Bunun üzerine harekete geçen dalgıç polisler, botla bölgeye ulaştığında Güleşir’i su yüzeyinde hareketsiz halde buldu. Bota alınan Güleşir’in yapılan kontrollerde hayatını kaybettiği belirlendi. Cenazesi, savcı ve olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmasının ardından otopsi için Burdur Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Aileden yürek yakan feryat Acı haberi alan Hilmi Güleşir’in ailesi göl kenarına gelirken, eşi sinir krizi geçirdi. Oğluna sarılan Hilmi Güleşir’in eşi Selman Güleşir "Ben onu çok seviyordum" diye gözyaşı dökerken kızı Çiğdem Koç, cenaze aracının arkasından koştu. Aile üyelerinin feryatları yürekleri dağladı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
İzmir Otizm farkındalığına renkli dokunuş Medicana International İzmir Hastanesi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği etkinlikle otizm konusunda farkındalık oluşturdu. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği’nde gerçekleştirilen etkinlikte, çocuklar ve aileleri tuval üzerine el baskısı yaparak rengârenk bir sanat eseri oluşturdu. Etkinlik boyunca çocuklar keyifli vakit geçirirken, katılımcılara otizm hakkında bilgilendirme yapıldı. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü nedeniyle Medicana International İzmir Hastanesi’nde çocuk hastalar ve aileleriyle farkındalık etkinliği yapıldı. Otizm Spektrum Bozukluğu’nun bireyin sosyal iletişim becerilerini ve davranışlarını etkileyen nörogelişimsel bir farklılık olduğu vurgulanan etkinlikte, otizmin her bireyde farklı düzeylerde ve biçimlerde ortaya çıkabileceği belirtildi. Ayrıca erken tanı ve uygun yaklaşımlar sayesinde otizmli bireylerin eğitim ve sosyal hayata katılımının desteklenebileceği kaydedildi. Erken tanı ve farkındalığın önemi Otizm tanısının genellikle 2-3 yaş civarında konulabildiğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Yendur, "Ancak belirtiler daha erken yaşlarda da fark edilebilir. Ailelerin, çocuklarında gözlemlediği sosyal iletişim sorunları, göz teması kurmama, ismine tepki vermeme, tekrarlayıcı hareketler veya sınırlı ilgi alanları gibi belirtiler üzerine uzmanlara başvurması oldukça önemlidir. Tanı sürecinde çocuk nörologları, çocuk psikiyatristleri ve gelişimsel pediatristler kapsamlı değerlendirmeler yapar. Standart testler, gözlem ve aileden alınan bilgiler doğrultusunda tanı netleştirilir. Uzmanlar, tanı konulduktan sonra bireysel gelişim planları oluşturur ve gerekli terapötik müdahalelere yönlendirir" dedi. "Terapiler sosyal becerileri geliştirmektedir" Otizm belirtilerinin genellikle 18-24 ay arasında ortaya çıktığını kaydeden Uzm. Dr. Özge Yendur, "Bu süreçte çocukların sosyal ve dil becerilerindeki gerilikler dikkat çekebilir. Ancak bazı durumlarda belirtiler daha geç yaşlarda belirginleşebilir ve tanı gecikebilir. Erken tanı, müdahale sürecinin başarısını artırmak açısından kritik öneme sahiptir" diye konuştu. Otizmli çocukların sosyal yaşama ve okula uyum sağlamaları için erken müdahale programlarının büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Özge Yendur, "Bireysel eğitim planları, özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri ile desteklenmelidir. Aile eğitimi de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Sosyal becerileri geliştirmek amacıyla oyun terapisi, konuşma terapisi ve davranışsal terapiler uygulanabilir. Okul ortamında ise özel eğitim desteği, sosyal etkileşimi teşvik eden programlar ve öğretmen farkındalığı önemlidir. Otizmli çocukların sosyal hayatta daha bağımsız olabilmesi için toplumun da bilinçlenmesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı. "Otizm, yaşam boyu süren bir farklılık olarak kabul edilmelidir" Türkiye’de otizm spektrum bozukluğu teşhis sayılarının giderek artmakta olduğunu belirten Uzm. Dr. Özge Yendur, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu nedenle toplumda otizm farkındalığının ve erken tanı imkanlarının artırılması büyük önem taşımaktadır. Otizm, ne kadar erken teşhis edilip, müdahale ne kadar erken yapılırsa; belirtilerin yönetilmesi ve bireyin sosyal hayata katılımının artırılması o kadar mümkün olur. Eğitimsel yaklaşımlar ve terapi programları, çocukların iletişim becerilerini güçlendirmeye ve davranışsal zorlukları azaltmaya yönelik olarak planlanmaktadır. Otizm, yaşam boyu süren bir farklılık olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle otizmli bireylerin toplumsal yaşama katılımını destekleyen projeler geliştirmek, eğitim ve sağlık hizmetlerini güçlendirmek toplumsal bir sorumluluktur. Otizmle ilgili farkındalık oluşturmak ve otizmli bireylerin hayatını kolaylaştırmak adına yapılan çalışmaların artması, hem bireyler hem de aileleri için umut vericidir."
Gümüşhane Gümüşhane’de asayiş bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi Gümüşhane’de Vali Aydın Baruş başkanlığında mart ayı asayiş bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Gümüşhane Valiliği Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya Gümüşhane Valisi Aydın Baruş, İl Emniyet Müdürü İsmail Karasakal ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Serhat Demiral da katıldı. Vali Baruş, her ay düzenli olarak gerçekleştirilen ve Valiliğin sosyal medya hesaplarından da canlı olarak yayınlanan basın toplantısında mart ayı güvenlik istatistiklerini paylaştı. Verilere göre kişilere karşı işlenen 10 önemli suçta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21,1’lik bir azalış görülürken, bu suçların aydınlatılma oranı da geçen yıla göre yüzde 2,6 artarak yüzde 93,4 oldu. Mal varlığına karşı işlenen suçlarda da yine geçen yılın aynı dönemine göre önemli miktarda azalma olduğu görüldü. Hırsızlık, dolandırıcılık, kasten öldürme, cinsel suçlar, narkotik suçlar başta olmak üzere hakkında yakalama kararı bulunan 53 kişi ise yakalanarak ilgili mercilere sevk edildi. Bu süreçte ifade için aranan 106 şahıs hakkında ise işlem gerçekleştirildi. Ruhsatsız silah ve silah kaçakçılığı suçlarına yönelik düzenlenen operasyonlarda toplam 41 silah ele geçirilirken, 37 şahıs hakkında işlem yapıldı. Uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayan emniyet ve jandarma ekipleri tarafından yapılan operasyonlarda ise toplam 856,14 gram esrar, metamfetamin, skunk ve bonzai ile 46 adet uyuşturucu hap ele geçirildi. Uyuşturucu madde imal ve ticareti suçundan 10 kişi tutuklanırken, 2 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Siber suçlarla mücadele kapsamında suç unsuru barındıran 181 şahıs ve hesaba yönelik operasyon gerçekleştirildi. Çevrimiçi çocuk istismarına yönelik yapılan 7 operasyonda 2 kişi tutuklandı. Kentte Ramazan Bayramı tatilinde meydana gelen 9 kazada 21 vatandaş yaralandı. Konaklama tesislerine sıkı denetim Gümüşhane Valiliği tarafından görevlendirilen denetim heyetleri tarafından il merkezi ve ilçelerde iş yeri açma ve çalışma ruhsatları ile turizm işletme belgelerine yönelik yapılan denetimlerde Gümüşhane Belediye Başkanlığına ait 2 konaklama tesisine iş yeri açma ve çalışma ruhsatı olmamasından dolayı, 3 tesis hakkında ise turizm işletme belgesi bulunmadığından dolayı tesislerin faaliyetlerinin sonlandırılmasına yönelik yazı gönderildi. 4 ilçe belediye başkanlığına ise toplamda 5 işletme hakkında da faaliyeti durdurma yazısı gönderilirken, tesislerin kapatma işlemleri sürüyor. Yangın tedbirlerine uygunluk bakımından yapılan denetimlerde Gümüşhane Belediye Başkanlığına ait 3, ilçe belediyelerine ait 6 ve İl Özel İdaresine ait 3 konaklama tesisi için tedbirlerin kontrol edilmesi ve eksikliklerin giderilmesi için işlem başlatılırken, 1 tesis kapatıldı. Çöken yolda ekiplerin çalışmaları sürüyor Gümüşhane-Erzincan karayolu Balkaya köyü mevkiinde meydana gelen heyelan nedeniyle çöken yolda Karayolları ve İl Özel İdaresi ekiplerinin çalışmalarının sürdüğünü belirten Vali Baruş, mevcut yolun yanında açılan servis yolunun da ağır tonajlı araçlar haricinde trafiğe açık olduğunu söyledi. Yapılacak çalışmalarla ağır tonajlı araçların da geçişinin sağlanacağı ifade edildi.